Tekil Mesaj gösterimi
Alt 21 November 2009, 13:34   Mesaj No:2

umut

Papatyam Editörü
Papatyam Medineweb Emekdarı
Avatar Otomotik
Durumu:umut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Papatyam No : 1242
Üyelik T.: 19 February 2008
Arkadaşları:0
Cinsiyet:
Memleket:İSTANBUL
Yaş:60
Mesaj: 13.567
Konular:
Beğenildi:
Beğendi:
Takdirleri:10
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart Ynt: İstanbul Modern Sanatlar Müzesi - Fındıklı



Alıntı:
'İstanbul Modern' Mucizesi...

Birbirinden muhteşem yapıtlar barındıran, sanat tapınaklarına dönüşmüş, yarışması zor ''eşsiz'' müzeler var dünyada: Tate'ler, Moma'lar, Reina Sofia'lar falan. Ama ben ''İstanbul Modern'' i kendi küçük kişisel listemde şimdiden ilk üçe soktum. Bilbao'daki Guggenheim ve Danimarka'daki Louisiana ile birlikte... Birbirinden tamamen farklı örnekler olmakla birlikte, insanı hemen kavrayan, içine alan ve aynı zamanda canlı birer sosyal çekim merkezi olan müzeler bunlar. ''İstanbul Modern'' de çok kısa zamanda bu müzelerden biri olmaya aday.


Guggenheim Bilbao, kuşkusuz başlıbaşına bir mimari harikası. Hiçbir özelliği olmayan, eski, köhne bir sanayi kentinin ortasında, hiç beklemediğiniz bir yer ve anda karşınıza çıkıyor ve sizi inanılmaz bir gelecek yolculuğuna çıkartıyor. Binanın kendisi, sergilenen eserlerden çok daha önemli ve görkemli. Modern mimari ''gurularından'' Frank Gehry' nin imzasını taşıyan, ''titanyum'' dan yapılmış kavisli süper modern cepheyi görür görmez, zamanın önünde koşmaya başlıyorsunuz ve birden gelecek yüzyıla ışınlanıyorsunuz.


''İstanbul Modern'' de de böyle ilginç bir ''zaman oyunu'' var. Ama başka bir biçimde. Karşınızda Topkapı ve Ayasofya ile İstanbul'un muhteşem tarihi duruyor. 20. yüzyıl Türk modern ve çağdaş sanatının örneklerini sergileyen duvarların arasında, geçmiş ve gelecek arasında köprü kuran bu biricik manzarayla karşılaşıyorsunuz. ''İstanbul Modern'' de ''Guggenheim'' gibi bina öne çıkmıyor. Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından, başarılı bir renovasyonla müzeye dönüştürülen 19. yüzyıldan kalma 8 bin metrekarelik antrepo alanı, ferah, beyaz, minimalist çizgileriyle insana hafiflik veriyor ve tamamen geri çekiliyor. Böylece sizi ''kendi zaman yolculuğunuzla'' baş başa bırakıyor.


Hafta sonu dokuz bin ziyaretçi...
''İstanbul Modern'' i özgün kılan bir diğer özellik ''deniz'' . Liman boyu uzanan üst kattaki 100 metrelik terasa çıktığınız anda dalgalar, martılar, balıkçı motorları, takalar ve Boğaz vapurlarıyla burun buruna geliyorsunuz. Yalnız sanat değil, deniz de alıp sizi başka bir boyuta taşıyor.


Benzer bir duyguyu Danimarka'da Lousiana'da yaşamıştım. ''Lousiana'' , İstanbul Modern gibi kentin içinde değil. Kopenhag'a yarım saat uzaklıkta, deniz kenarında, büyük bir bahçe içinde, kayaların üzerine tünemiş bir müze. Ama aynı ''İstanbul Modern'' de olduğu gibi, tabloların sergilendiği duvarların arasındaki büyük camekânlardan kıyıya vuran dalgaları görüyor ve ''doğa'' dan hiç kopmuyorsunuz. Orda da gene içeriye mi baksam, dışarıya mı baksam diye şaşıp kalıyorsunuz.

İnsana ''zaman'' ve ''mekânı'' böylesine ''interaktif'' yaşatan müzeler, yalnız müze olmaktan çıkıyor ve yaşayan mekânlar olarak bulundukları kentin simgesine dönüşüyor. Bilbao Guggenheim da, Lousiana da böyleydi. İnsanların yalnız sanat görmek için değil, eş dostla buluşmak, sohbet etmek, hoş bir mekânda birkaç saat geçirmek için geldikleri yerler bunlar. İçinde atmosferi olan hoş kafeleri, restoranları, butikleri ve konferans merkezleri var. İki yıl önceki ''Kopenhag Zirvesi'' nin ardından Louisiana'ya gittiğimde izdihama şaşmıştım. Müzenin ''denize nazır'' restoranı adam almıyordu. ''Keşke'' demiştim o zaman, ''bizim de böyle hayatın içinden yaşayacağımız bir müzemiz olsaydı!''

Martta Fikret Mualla sergisi
Artık işte var. Açılalı daha bir ay olmadı, ama hafta sonları gelen ziyaretçi sayısı şimdiden 9 bin. 11 Aralık'taki resmi açılıştan sonra müzeye iki kez gittim. Hemen popüler bir mekân olmuş. Öğrenciler alt kattaki kütüphaneyi derhal mesken tutmuşlar. Tophane ile Kabataş arasındaki müze, çünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin yanı başında. Üst katta kalıcı koleksiyon sergilerinin bulunduğu bölümde ise her kesimden ziyaretçi vardı. Türbanlı kadınlardan burnu hızmalı, göbeği açık kızlara kadar...

''Loft'' un işlettiği Boğaz'a nazır restoran akşam kahvesini ya da içkisini yudumlayan müşterilerle doluyordu. Yan masada bir hanım, ''Yazın kitabımı alıp terasa kurulurum. Kimse beni artık burdan çıkaramaz!'' diyordu. Daha dün bir, bugün iki.

Öyle görünüyor ki 2005 ''İstanbul Modern'' in yılı olacak. Programda, martta Fikret Mualla sergisi var. İstanbul'un ev sahipliği yapacağı Uluslararası Mimarlar Kongresi yazın burada yapılacak. Sonbaharda ise ''İstanbul Modern'' İspanyol küratör Rosa Martinez 'in hazırladığı uluslararası ilk sergiyle görücüye çıkacak. Eşinizi dostunuzu alıp ilk fırsatta ziyaret edin...
Cumhuriyet - Nilgün Cerrahoğlu

ilginç merdiveni
__________________
*********ASLA BİRİLERİNİN UMUDUNU KIRMA BELKİDE SAHİP OLDUĞU TEK ŞEY "O" DUR **********
KALEGÜNEY
Alıntı ile Cevapla