Vatikan'ın Yahudi sempatisi
İkinci Vatikan Konsili (1964-1965) Yahudiler'in, Vatikan'a yaptığı baskılar sayesinde toplandı. "Dinlerarası Diyalog" başlığı adı altında Vatikan'ın Yahudiler'e karşı beyan vermelerini açıkça yasakladılar. Evet, Vatikan sözde bu karar arkasından, Müslümanlar, Yahudiler, Budistler, Hindular'la diyalog kuracaktı. Ama her nedense bu müsbet ilişki yalnızca Yahudiler'e yönelik oldu. Artık Hıristiyan âlemi Yahudiler'e sıcaktı ve onlar hakkında olumsuz tarihi bile değiştirmeye başladı. Kendi inançlarına göre Hz. İsa'yı Yahudiler'in öldürdüklerini bile anmamaya başladı. Ve de iki din arası güzel diyalog hatırına bu büyük gerçeği saklamaya gayret etti.
Hıristiyanlık tüm Avrupa'da büyük oranda yayılmış bir dindi. Oysa Yahudiler bir avuç insandılar. Ama en önemli şeye, paraya sahiptiler. Yahudiler, Hıristiyanlığı ve misyoner faaliyetleri desteklemeye başladılar. Amaç, Hristiyanlar'ı kullanıp dünyaya hâkim olmaktı. Vatikan'a Yahudi asıllı 2 kardinal yerleştirildi. Yahudi dönmesi Kardinal Bea, Vatikan'ın içindeki tüm olanı biteni Yahudi büyüklerine iletiyor ve aldığı emirlerle Vatikan yönetimine yön verdiriyordu.
Diğer yandan Yahudiler'in Masonluk, Rotary ve Lions klüpleri de istihbarat bürolarıydı. Bu bürolar sayesinde 12-13 milyon Yahudi, dünyada olup bitenleri öğreniyordu.
Onlar "Tüm insanlığı paraya taptıracağız" demişlerdi. Ve gün geçtikçe bunda muvaffak olmaya başladılar. Ve yine İsrailoğulları'nın "Krallar bizim hizmetkârımızdır" sözüne uyup, büyük, güçlü ülkelerin başkanlarına sponsor oldular ve sonra da istediklerini yaptırdılar. Milyonlarca Yahudi'nin katliamından sorumlu olan Adolf Hitler'in bile yine Yahudi güçler tarafından finanse edildiği iddia edilir.
Kudüs'ün denetimini, yeni İsrail yönetimini sağlamak ve Avrupa'ya dağılmış İsrailoğulları'nı tek güç halinde toplamak için Hitler'e sponsor olanların Yahudi oldukları söylenir. Nitekim Hitler'in Yahudiler'i yoketme organizasyonun da yine en çok Yahudi âlemine yaramıştı.
Yıllarca milyarlarca mark tazminat ödeyen Almanya için büyük bir yük olmuştur. Günümüz dünyasında ise 11 Eylül organizasyonu arkasından gelişen Müslüman katliamı ve Büyük Ortadoğu Planı, Yahudiler'in Hıristiyanları, özellikle de Protestan kolları maşa olarak kullanması ve oyunların en akıl almazlarının oynandığı savaşlar, savaşlar...
Bugün Irak'ta ardı arkası kesilmeyen vahşetin gizli müsebbipleri arasında da yine Yahudiler'in adları vardır ve Filistin'de yıllardır bitmeyen vahşet, yine Yahudiler'in milli birliğini yoketmemek adınadır. İsteseler Filistin'i bir günde yok ederlerdi. Ama bu işlerine gelmezdi. Ve silah piyasasının patronlarının da Yahudi olması, dünyada kanın akmasının bir başka sebebiydi.
Yahudiler'in Hıristiyanlık üzerindeki gücü ve baskısı, dünya ülkelerinin politika otoritelerini kontrol edişi, bu korkunç planları fark eden şuurlu aydın kesimin, samimi Hıristiyan grupların, zoruna gidiyordu. Ama bu gruplar her seferinde bir şekilde susturuldu. En son iki yıl önce Hıristiyan âleminde Yahudiler'e karşı o geleneksel suskunluk bozulmuş gibiydi. Çünkü, "ayak tabanının basıldığı her yer onların" diye kabul eden Yahudiler'e, İsa'nın çarmıha gerilmesinden sorumlu oldukları hatırlatılmıştı. İyi bir Hıristiyan ve Katolik aktör Mel Gibson, "The Passion" filmini gösterime soktuğu gün, Denver'deki bir kilise kapısındaki ışıklı panosunda "Hz. İsa'yı Museviler öldürdü" diye yazmıştı. Film büyük yankı uyandırmıştı. Hasılat rekoru kırmıştı. Seyredenlerden bazıları kalp krizi geçirip ölmüştü.
Hz. İsa'nın son on iki saatini anlatan film, İsa'nın ölümünden Yahudiler'i sorumlu tutuyordu.
Yıllardır gizlenmeye çalışan gerçekler aleni yayınlanınca, Yahudİ LOCALARI, ABD'deki önde gelen Musevi kuruluşlar çok kızdılar. Ve çok iyi kızmış olmalılar ki Hıristiyan âleminin merkezi Vatikan'da Yahudi sempatizanlığı ve tarihi suskunluk yeniden başgösterdi.
Dinlerin kardeşliğinde her nedense hâlâ İslamiyet üvey kardeş olmaya devam ediyor...